Sonbaharın İzmir'e getirdiği o hafif serinlik, şehrin kültür-sanat nabzını daha da hızlandırıyor. Eylül ayının son günlerinde, sanatın dönüştürücü gücünü bir kez daha hissediyoruz. İnsanlık tarihi boyunca sanat akımları, toplumların ruhunu yansıtan aynalar olmuş; kimi zaman bir isyanı, kimi zaman bir arayışı, kimi zaman da saf bir güzellik arzusunu dile getirmiştir. Bugün, modern çağın estetiği ile geçmişin büyük akımları arasındaki o görünmez bağları İzmir'in kültürel dokusunda yeniden keşfediyoruz. Şehir, adeta bir açık hava müzesi gibi; her köşesinde sanatın farklı bir yankısı var. Karşıyaka'dan Alsancak'a, Kemeraltı'ndan Bornova'ya kadar uzanan bu coğrafyada, sanat galerileri ve kültür merkezleri, son bir ayda birbirinden değerli etkinliklerle sanatseverleri ağırladı. Geçtiğimiz hafta İzmir Resim Heykel Müzesi'nde sona eren 'Anadolu'nun Renkleri' sergisi, geleneksel motiflerin çağdaş yorumlarla buluştuğu etkileyici bir seçkiydi. Sergide, Anadolu'nun binlerce yıllık desenlerinin modern tuval üzerindeki yansımaları, izleyiciyi adeta zamanlar arası bir yolculuğa çıkarıyordu. Bu tür etkinlikler, İzmir'in sadece bir liman kenti değil, aynı zamanda bir sanat limanı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Sanat tarihine baktığımızda, her büyük akımın bir öncekine tepki olarak doğduğunu görürüz. Empresyonizm, akademik resmin katı kurallarına bir başkaldırıydı; kübizm, perspektifin sınırlarını zorladı; sürrealizm, bilinçaltının karanlık dehlizlerine indi. Peki, bugünün sanatı hangi akımın içinde konumlanıyor? Bana kalırsa, içinde yaşadığımız çağ, tüm bu akımların bir sentezini sunuyor. Dijital sanat, enstalasyonlar, performans sanatı… Hepsi, geçmişin birikimini kullanarak yeni bir estetik dil kuruyor. İzmir'de son bir ay içinde açılan 'Dijital Çağda Beden' sergisi, tam da bu noktaya parmak basıyordu. Sanatçılar, teknolojinin insan bedeni üzerindeki etkilerini sorgularken, aslında Rönesans'tan bu yana süregelen 'insanı merkeze alma' geleneğini de yeniden yorumluyorlardı. Bu sergi, 15 Ekim'e kadar İzmir Sanat Merkezi'nde görülebilir. Kaçırmamanızı tavsiye ederim; zira sanat, sadece görmekle değil, aynı zamanda düşünmekle anlam kazanır.
Önümüzdeki günlerde İzmir, bir başka önemli sanat olayına daha ev sahipliği yapacak: 25 Eylül'de başlayacak olan 'Akdeniz'in İzleri' uluslararası karma sergisi. Bu sergi, Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerden sanatçıları bir araya getirerek, ortak bir kültürel mirası kutluyor. İzmir'in bu tür uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapması, şehrin kozmopolit kimliğini pekiştirmesi açısından büyük önem taşıyor. Sergi kapsamında düzenlenecek panellerde, sanatın kültürler arası diyalogdaki rolü tartışılacak. Ben de bu panellerden birinde, 'Edebiyat ve Görsel Sanatların Kesişimi' üzerine bir konuşma yapacağım. Yazarlık serüvenimde sık sık bu kesişim noktalarında dolaşırım; bir romanın kurgusu ile bir resmin kompozisyonu arasındaki benzerlikler, beni her zaman büyülemiştir. Edebiyat da tıpkı resim gibi, görünenin ötesindeki görünmeyeni anlatma çabasıdır. Bu etkinlikler vesilesiyle, İzmirli sanatseverlerle bir araya gelmek, fikirlerimizi paylaşmak benim için tarifsiz bir mutluluk.
Ekim ayının ortasında, İzmir Kitap Fuarı'nın heyecanı sarmaya başlayacak şehri. 15 Ekim'de kapılarını açacak olan fuar, bu yıl da yüzlerce yayınevi ve yazarı ağırlayacak. Ben de 18 Ekim'de saat 14.00'te, yeni kitabım 'Zamanın Kıyısında' için imza günü düzenleyeceğim. Okurlarımla buluşmanın, onların gözlerindeki o okuma tutkusunu görmenin verdiği ilham, belki de yazarlık yolculuğumun en değerli armağanı. Fuar, sadece kitap alışverişi değil; aynı zamanda söyleşiler, paneller ve atölyelerle dolu dolu bir kültür şöleni. Bu yıl fuarın onur konuğu, çağdaş Türk edebiyatının önemli kalemlerinden biri olacak; onun söyleşilerini kaçırmamanızı öneririm. Kitapların büyülü dünyasında kaybolmak, şehrin karmaşasından sıyrılıp kendinize bir vaha yaratmanın en güzel yolu.
Sanat galerilerinin yansımalarına gelince… İzmir'de son dönemde açılan bağımsız galeriler, genç sanatçılara nefes oluyor. Alsancak'taki 'Kıyı Sanat', geçtiğimiz hafta genç bir ressamın ilk kişisel sergisine ev sahipliği yaptı. Sanatçı, tuvalinde şehrin betonlaşmasını ve doğanın direnişini işliyordu. Eserlerdeki renk kullanımı, Alman Ekspresyonizm'ini hatırlatırken, konu seçimi günümüz ekoloji tartışmalarına bağlanıyordu. Bu tür çıkışlar, İzmir'in sanat ortamının dinamizmini gösteriyor. Ne yazık ki, bu galerilerin çoğu maddi zorluklarla boğuşuyor. Sanatı desteklemek, sadece sergi gezmekle olmaz; eser satın almak, sanatçıya alan açmak, eleştiri kültürünü canlandırmak gerekir. Ben şahsen, her ay bütçemden bir miktarı genç sanatçıların eserlerine ayırıyorum. Bu, hem bir yatırım hem de bir vefa borcu. Sanat, toplumun aynasıdır; o aynayı cilalamak hepimizin görevi.
Velhasıl, sanat tarihinin büyük akımları, bugünün estetiğiyle iç içe geçerek yaşıyor. İzmir, bu sentezin en canlı yaşandığı şehirlerden biri. Son bir ayda tanık olduğumuz sergiler, önümüzdeki günlerde katılacağımız etkinlikler, hep bu zincirin halkaları. Belki de sanatın en güzel yanı, hiç bitmeyen bir diyalog olması: geçmişle bugün, Doğu'yla Batı, sanatçıyla izleyici arasında. Ben de bu diyaloğun bir parçası olmaktan, kelimelerle ve renklerle bu sohbete katılmaktan mutluluk duyuyorum. Unutmayın, sanat sadece müzelerde değil, hayatın her anında; bir sokak lambasının ışığında, bir kitabın satırlarında, bir şehrin silüetinde. Yeter ki görmeyi bilelim.
www.sanatturk.com