Köşe Yazılarına Dön • Köşe Yazısı

Küllerinden doğan bir romanın 103. sayfası: Cumhuriyet

Tolga Özdoğan • 28 Ekim 2026 • 2 dk
Küllerinden doğan bir romanın 103. sayfası: Cumhuriyet

Bir yazar için kelimeler çoğu zaman en sadık sığınaktır; insan acısını da, umudunu da, kavgasını da harflerin o görünmez omuzlarına yükler. Ama bazı günler vardır ki, hangi kelimeyi seçerseniz seçin, anlatmak istediğiniz o büyük ruhun karşısında cümleleriniz biraz eksik, biraz mahcup kalır. 29 Ekim, benim için tam da böyle bir gün. Kalemin mürekkebinin değil, doğrudan yüreğin konuştuğu o eşsiz sabah...

Tarih kitapları bize rakamlardan, cephelerden, imzalanan antlaşmalardan bahseder. Oysa bir edebiyatçının gözüyle baktığımda, 1923 yılının o sonbaharında yazılan şey yalnızca yeni bir devletin kuruluş belgesi değildi; yorgun, yaralı, evlatlarını toprağa vermiş bir halkın küllerinden doğarak kaleme aldığı dünyanın en büyük umut romanıydı.

Düşünün; çarıkları delinmiş, cepheye mermi taşırken kundağındaki bebeğini bağrına basmış bir annenin gözlerindeki o sönmeyen ateşi... İzmir’in dağlarında çiçekler açarken, yanmış yıkılmış bir memleketin ortasında "Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz" diyen o mavi gözlü devin sesindeki sarsılmaz inancı... O ses, asırlardır "kul" sayılan bir insana, kendi kaderinin öznesi olma hakkını, yani "birey" ve "yurttaş" olma onurunu bahşetti.

İnsan, doğası gereği kaosun içinde bir düzen, karanlığın içinde bir ışık arar. Cumhuriyet, bu toprakların insanına kendi ışığını kendi elleriyle yakma cesareti verdi. Bir köy okulunda harfleri ilk kez heceleyen kız çocuğunun gözlerindeki parıltı, bir yazarın düşüncesini özgürce kağıda dökebilme hürriyeti, bir sanatçının tuvaline vurduğu korkusuz fırça darbesi... Bunların hepsi, 103 yıl önce Ankara’da yakılan o meşalenin bugün hâlâ odalarımızı, zihinlerimizi ve ruhlarımızı aydınlatan kıvılcımlarıdır.

Bugün sokaklara çıktığımızda, pencerelerden sarkan o al bayraklara baktığımızda sadece bir kumaş parçası görmüyoruz. Biz o dalgalanışta; yarım kalmış sevdaları, cepheden dönmeyen babaları, cephe gerisinde dualarla sabahlayan anneleri ve tüm o imkânsızlıkların içinden bize hür bir vatan bırakan Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümsüz mirasını görüyoruz.

Bir baba olarak evladımın gözlerinin içine baktığımda, ona bırakabileceğim en büyük mirasın ne kitaplar ne de maddi değerler olduğunu çok iyi biliyorum. Ona ve bu ülkenin tüm çocuklarına bırakacağımız en kıymetli hazine; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller olarak yaşayacakları Cumhuriyet bilincidir. Çünkü Cumhuriyet, sadece geçmişte kazanılmış bir zaferin yıldönümü değil, her sabah yeniden savunulması, yeniden yazılması ve yaşatılması gereken canlı bir destandır.

Biz, en karanlık gecelerin sabahında bile güneşi uyandırmayı bilen bir milletiz. Ve biliyoruz ki; bu büyük roman hiç bitmeyecek, her yeni nesille birlikte en gür sedasıyla okunmaya devam edecek.

Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu destanı kanlarıyla, canlarıyla ve kalemleriyle yazan tüm kahramanlarımızı sonsuz bir minnet, saygı ve özlemle anıyorum.

Yaşasın Cumhuriyet, ilelebet Cumhuriyet!

Bu yazı ilk olarak Sanat Türk'te yayımlandı.

#KöşeYazısı #SanatTürk
Paylaş:
Yazar Tolga Özdoğan

Tolga Özdoğan

Yazar & Tasarımcı

"Kelimelerle dünyayı yeniden kurmak, insanı en çok da kendi labirentlerinde özgürleştiren tek yoldur."